Prof. Dr. Baskın Oran: Akademia, kaymağın kaymağıdır

Röportaj: Ahmet DOGAN
Kimdir Dr. Baskın Oran, nerelerde yaşadı, nerelerde eğitim gördü?

1945 İzmir doğumlu. Saint Joseph, İzmir Atatürk Lisesi, AÜ Siyasal Bilgiler Fakültesinde (Mülkiye) okudu. 1969’da aynı fakültede uluslararası ilişkiler asistanı oldu. 1974’te doktorasını bitirdi. Cenevre’de uluslararası azınlıklar üzerine doktora sonrası çalışma yaptı (1974-75). 6 Kasım 1982’de, YÖK tarafından görevden uzaklaştırıldı. 20 Temmuz 1983’te Ankara İdare Mahkemesi tarafından görevine iade edildiği gün, 12 Eylül askerî yönetimi tarafından 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu uyarınca görevden alındı. Sekiz yıl boyunca çok çeşitli işlerin ve yabancı dil öğretmenliğinin yanı sıra AnaBritannica’da redaktörlük yaptı. Danıştay Genel Kurulu kararıyla Ekim 1990’da SBF’deki görevine döndü. 1991’de doçent, 1997’de profesör oldu.

Detaylı CV için: http://www.baskinoran.com/ozgecmis.php

Neden akademisyenlik mesleğini seçtiniz? Bu bir tutku mu yoksa şartlar mı sizi oraya yönlendirdi?

Lisedeyken, küçük abim gibi diplomat olmak istiyordum; Mülkiye’ye onun için girdim. Mülkiye’de diplomasi şubesine geçince, sol ideolojim nedeniyle Dışişleri Bakanlığının benimle yapamayacağını, benim de Dışişleri Bakanlığıyla uyuşamayacağımı gördüm.

Geriye, o zamanlar çok itibarlı ve özgür bir meslek olan akademisyenlik kalıyordu ve üstelik ben Mülkiye’yi çok seviyordum. Asistanlığı düşünmeye başladım. Seha L. Meray gibi bazı hocalara gönüllü olarak yaptığım sunumlar, ayrıca, SBF Sosyalist Fikir Kulübü için yaptığım broşür çalışmaları karar verdirici oldu. Mülkiye üçüncü sınıftan itibaren asistan olmak için programladım kendimi.

Sizce akademisyen olmanın avantajları ve dezavantajlarını neler?

Söyleyeceklerim şu andaki üniversite için geçerli değil ama: akademisyenlik özgür ve özgün çalışma yapmaya tartışmasız en müsait meslektir. Dezavantajı, geceleri dahil durmadan çalışmayı gerektirir.

Hangi alanda çalışmalar yürütüyorsunuz?

Milliyetçilik ve özellikle de azınlıklar.

Neden bu alanı tercih ettiniz?

İç-dış politika ilişkisine ilgi duyuyordum. Doktora konusu seçmek gerekince, uluslararası ilişkilerde yeterince incelenmemiş bir konuyu seçmek istedim. Önce emperyalizmi ele almayı düşündüm. Ama baktım, bilimsel açıdan fazla problemli bir konu çünkü fazla politik. Milliyetçilikte karar kıldım. O da dünyanın çok çeşitli bölgelerinde ve dönemlerinde çok farklı biçimlerde ortaya çıkmıştı, bir model bulmak zordu. Model olarak düşünülebilecek tek yer, Kara Afrika idi. Doktoramı Kara Afrika’da milliyetçilik üzerine yaptım. Sonra da, milliyetçiliğin doğal olarak ilişkili bulunduğu azınlıklar konusuna geçtim. 1974’ten beri azınlıkları inceliyorum. Özellikle de Türkiye’dekileri. Son ve dolayısıyla en olgun eserim (Etnik ve Dinsel Azınlıklar – tarih, teori, hukuk, Türkiye) bu konuda kırk küsur senedir öğrendiklerimin ve düşündüklerimin tamamını içeriyor.

Sizce iyi bir akademisyen nasıl olmalıdır?

Konusunu çok seven ve çok çalışkan birisi. Normalin biraz üstünde hatta normal zeka yeter. Tabii, en azından bir dil (İngilizce) bilmek şart.

Üniversite lisans döneminde bir genç olsaydınız, akademisyenliği seçer miydiniz?

Lisans 3’deyken seçtim zaten. Bu iş, başka şeyleri deneyip de olmayınca seçilecek alternatif bir alan değildir.

Akademik kariyer düşünen gençlere neler tavsiye edersiniz?

Geceleri dahil çok çalışmaya hazır değillerse, alana aşık değillerse, seçmesinler.

Bi de şunu söyleyeyim: Çoğu öğrenci, ana rahminden dışarı soğuğa çıkmaya cesaret edemediği için akademisyenliği düşünür. Burada ana rahmi üniversite, soğuk da mezun olup dışarıda iş aramak derdidir. Böyleleri başarılı olamaz. Gerçek akademisyen kumaşı olanların kadrolarını işgal ettikleriyle kalırlar. Böylelerinin mümkün olduğu kadar erken bir aşamada tasfiye edilmeleri gerekir ki hem kendileri hayatta vakit kaybetmesinler, hem de üniversite kan kaybetmesin.

Türkiye’deki akademisyenler için neler düşünüyorsunuz?

Şu anda akademia kalmadı. KHK’lerle filan atmalar yüzünden, akademisyen de. Konuşmak için fazla geç ve fazla erken.

Türkiye’de akademisyenlerin ve akademik hayatın başarısını nasıl görüyorsunuz?

Çok parlak değil. Çok çeşitli sebeplerle. Özellikle de siyasal iktidarların parmaklaması sebebiyle.

Akademik özgürlük kavramı sizin için neyi ifade ediyor?

Her şeyi. Her şeyi.

Akademisyenin toplum için önemi nedir?

Akademia, kaymağın kaymağıdır. Tabii, meslek gerektiği gibi icra ediliyorsa.

Yıllardır bu mesleği icra ediyorsunuz. Mesleğe ilk başladığınız dönem ile günümüz arasında nasıl bir fark var? Nasıl bir gelişme söz konusu?

Bu soruyu sormak bile fuzuli. Askerî darbeler gibi, AKP’nin sivil vesayet döneminde de üniversiteler eskiden büyük liselerin sahip olduğu seviyenin çok altına indirilmiştir.

Şu an keşke şu özelliğim de olsaydı veya şunu da bilseydim, hatta kendimi şurada görmek isterdim dediğiniz bir şey var mı?

Hayır. Ben mesleğine âşık bir insanım. Ben sadece hocayım. Hep öyle oldum. Öyle de gideceğim.

Sonlara doğru yaklaşırken şunu sormak istiyorum. Akademisyenlikte etik kavramını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Her meslekte önemlidir tabii ki. Akademisyenlikte de, intihal yapmamak başta gelir.

Son olarak eklemek istedikleriniz nelerdir?

Zaten yeterince yazdım. 

 

Biz de akademisyenlik.com ekibi olarak Prof. Dr. Baskın Oran hocamıza bilgi ve tecrübelerini paylaştığı için çok teşekkür ediyoruz. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir