Farklı Disiplinler Birleştiren Akademisyenler

Disiplinler arası çalışmalar bugün her zamankinden daha fazla önem taşıyor, çünkü günümüzde karşılaştığımız sorunların çoğu artık tek bir disiplinin bakış açısından çözülemeyecek kadar karmaşık. Peki, Boğaziçi Üniversitesi disiplinler arası çalışmalarda nerede duruyor? Lisans eğitimlerinin ardından farklı disiplinlerde ilerlemeyi seçerek çalışmalarını farklı alanların sağladığı bakış açılarının zenginliğiyle yürütmekte olan Boğaziçi Üniversitesi akademisyenlerinden Dr. Öğr. Üyesi Olcay Akyıldız, Prof. Dr. Asım Karaömerlioğlu, Prof. Dr. Murat Gülsoy ve Prof. Dr. Edhem Eldem’e kariyer tercihlerini nasıl yaptıklarını ve disiplinler arası konumlarının onlara neler kattığını sorduk.

2015 yılında yayımlanan bir makaleye göre* farklı disiplinlerden akademisyenlerin beraber yazdıkları yayınların sayısı giderek artarken enerji çalışmaları, kırsal kalkınma, biyomedikal bilimler, çevre bilimleri, insan kaynakları yönetimi, toplumsal sağlık ve siyaset bilimi gibi disiplinler arası çalışmaları gerekli kılan yükseköğrenim bölümlerine olan talep de artış gösteriyor. Öğrenim hayatlarını farklı disiplinlerde sürdürerek tek bir alanın sağlayacağı bakış açısından daha zengin bir perspektifle çalışmalar yürütmenin de disiplinler arası bir yaklaşım olarak ele alınabileceği söylenebilir. Lisans öğrenimlerini tercih ederken kararsız kalan ya da sonradan bölüm değiştiren öğrencilerin sayısının giderek arttığı göz önüne alındığında da, farklı alanlar arasında hareket etmenin bir avantaj olduğunu düşünmek mümkün.

Haberimizin ilk bölümünde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Dr. Öğr. Üyesi Olcay Akyıldız ve Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Enstitüsü öğretim üyesi Prof. Dr. Asım Karaömerlioğlu ile konuştuk. Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nden lisans derecesini aldıktan sonra yine Boğaziçi’nde Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde yüksek lisansını tamamlayan ve Tübingen Eberhardt Karls Üniversitesi’nde Karşılaştırmalı Edebiyat üzerine doktora yapan Dr. Öğr. Üyesi Olcay Akyıldız, 2001 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde seyahat yazını, modern Türk edebiyatı, edebiyat teorileri, edebiyatta Oryantalizm ve Oksidentalizm, toplumsal cinsiyet ve cinsellik meseleleri üzerine çalışmalarını sürdürüyor.

Boğaziçi Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği Bölümü’ndeki lisans eğitiminin ardından Boğaziçi Üniversitesi Tarih Bölümü’nde yüksek lisans derecesini tamamlayan Karaömerlioğlu ise doktora çalışmalarını Ohio State Üniversitesi Tarih Bölümü’nde yaptı ve 1999 yılından bu yana Boğaziçi Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılâp Tarihi Ensitüsü’nde öğretim üyeliği yapıyor. Prof. Dr. Asım Karaömerlioğlu’nun çalışma alanları arasında Türkiye’de evrimsel düşüncenin gelişimi, demografik dönüşüm, toplumsal kuşaklar, modern Türkiye siyaseti ve blokzincir teknolojisinin sosyal ve ekonomik etkileri gibi konular yer alıyor.

Lisanstan sonra farklı bir disipline geçmeye nasıl karar verdiniz, sizin için bu süreçte spesifik bir karar anı oldu mu?

Olcay Akyıldız: Bu kararın ilk adımlarını lisenin son yılına kadar görebiliriz, ben üniversite sınavına girmeme üç hafta kalana kadar mühendis olmak istediğini zanneden bir sayısal öğrencisiydim. Matematik, fizik, kimya gibi derslerde başarılıydım ve bu derslerde başarılı olanlar mühendis olur gibi ezber bir kanaat vardı. Ancak bir sabah okula yürürken fark ettim ki ben hayatımı mühendis olarak geçirmek istemiyordum. O zaman ne olmak istediğime değil ama daha sözel bir alanda olmak istediğime dair kafam netleşti ve sınava kısa bir süre kala eşit ağırlık alanına geçerek Boğaziçi Üniversitesi Ekonomi Bölümü’nü kazandım.

Oldukça matematik ağırlıklı bir bölüm olan ekonomi bölümüne de başından itibaren barışamadım, kimyamız uyuşmadı diyebilirim. Bu bölümdeki eğitimim bana çok şey kattı. Ancak gerçekten haz aldığım dersler daha sözel ağırlıklı olan seçmeli dersler oldu. Özellikle Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde Nüket Esen’den aldığım “Türk Edebiyatında Modernleşme”, “Tanzimat Romanı” gibi dersleri kararımda etkili oldu. Her zaman çok okuyan ve edebiyata meraklı biriydim ama bu alanda kariyer yapma fikrim 19. yüzyıl metinleriyle uğraşmaktan ne kadar zevk aldığımı fark etmemi sağlayan dersler sayesinde oluştu.

Motivasyonlarımdan biri de Murat Çizakça’dan aldığım bir ekonomi tarihi dersinde, çok da parlak olmayan ders geçmişimde birden 100 alıvermem ve Çizakça’nın “Bu sınıfta doğru cevapları bilen pek çok kişi var ama bunu düzgün bir metin olarak yazabilen tek bir öğrenci var, ona da 100 verdim” sözleri olmuştur.

Asım Karaömerlioğlu: Doğrusu benim için spesifik bir karar anı olmadı. Benimkisi daha çok bir süreçti. O yaşlarda insan kendisini tam tanıyamıyor ve pek çok şeyi de bilmiyor. O yıllarda bizim de mühendislik mesleğinin ne olduğunu tam olarak bildiğimiz söylenemezdi. Sınavda ilk yüze giren öğrenciler nereye gidiyorsa oraya gidilmeli şeklinde bir düşünce olduğunu hatırlıyorum. Dolayısıyla lisans eğitimi seçiminin ne derece bilinçle yapıldığı da ayrı bir tartışma konusu oluşturuyor.

Öte yandan ben liseden beri toplumsal ve tarihsel olaylara oldukça meraklıydım. Üstelik de benim üniversiteye geldiğim 1980’li yılların ortalarında “ütopya” fikri zayıflamasına rağmen hala güncelliğini korumaktaydı. O nedenle var olan toplumdan daha eşitlikçi, daha özgür ve daha rasyonel bir toplumsal düzen kurmak için de sosyal bilimler okumayı istemiştim. Sonuç olarak süreç içerisinde hem kendimi ve eğitim sistemini tanımam hem de sosyolojik meselelere olan duyarlılığımdan dolayı böyle bir değişikliğe gittiğimi söyleyebilirim.

Boğaziçi Üniversitesi’nin disiplinler arası çalışmalara değer veren kültürü farklı bir alana yönelmenizde etkili oldu mu?

Olcay Akyıldız: Sanırım buna ağız dolusu bir evet demek gerekiyor. Lisans programları bu denli disiplinler arası olmasaydı ve bölümümüzle doğrudan yakınlığı olmayan bölümlerden de dersler alma fırsatımız olmasaydı ben büyük bir ihtimalle kendi potansiyelimi keşfetmemiş olacaktım. Öğrencilerim üzerinden izleyebildiğim Boğaziçi imkânlarından biri de çift ana dal programları.

Asım Karaömerlioğlu: Kesinlikle oldu. Boğaziçi’nin küçük kampüsü herkesi birbirine yakın tutan bir yapıdaydı. Üstelik de bugün olduğu gibi çok sayıda öğrenci kulübünün renkli faaliyetleri oluyordu ve bu hepimizin dünyasını genişletiyordu. Bunlara ek olarak seçmeli dersler almak farklı disiplin ve görüşlerden insanlarla tanışmamıza yardımcı oluyordu. Örneğin be elektrik-elektronik mühendisliği okuyordum ama seçmeli derslerimi felsefe, tarih gibi bölümlerden alıyordum. Çok sevgili ve kıymetli hocam, ünlü şair Hilmi Yavuz bilim felsefesi ve İslam felsefesi dersleri verirdi ve bu dersleri zevkle alıp, oradaki konuları heyecan ve hararetle takip ederdik.

Boğaziçi gibi disiplinler arası çalışma ortamı sunan bir kurumda yer almanın kariyerinize ne gibi katkıları oldu?

Olcay Akyıldız: Disiplinler arası yaklaşım sadece öğrenim hayatımda değil ders vermeye başladıktan sonra da bana hep olumlu katkılar sundu ve yeni kapılar açtı. Bunun en güzel örneklerinden biri de kuruluşundan beri bir parçası olduğum Nâzım Hikmet Kültür Sanat ve Araştırma Merkezi. Farklı bölümlerden meslektaşlarımızla birlikte düşünmemize, etkinlikler yapmamıza; farklı disiplinlerin hem diyalog içinde olduğu hem de birbirleri ile paslaştığı eğitim programları hazırlamamıza ortam sağlayan Merkez, disiplinler arası yaklaşımların farklı potansiyellerini keşfetmemiz açısından da ufuk açıcı oldu.

Asım Karaömerlioğlu: Bir akademisyen olarak bu soruya şöyle spesifik bir cevap verebilirim. Kariyerim Boğaziçi, Boğaziçi de kariyerim oldu günün sonunda. Bizim üniversite renkliliğini ve başarısını biraz da bu disiplinler arası tarz ve ruhtan alır. Ben mühendislik okuyup daha sonra tarih ve sosyal bilim okudum, evrimsel psikoloji ve iktisatla ilgilendim, son 2-3 yıldır da Blockchain teknolojisine merak sardım ve tüm bunların altında Boğaziçi’nin bize verdiği liberal ve çok yönlü, çok kültürlü, çok disiplinli zihniyet dünyasının önemli payı olduğunu düşünüyorum. Yurt dışında disiplinler arasılığın önemli olduğu yerler gittiğinizde de Boğaziçi’nden mezun olmak büyük bir avantaj sağlıyor.

Lisans eğitiminden sonra farklı bir alana geçmek isteyen öğrencileri ne gibi değişiklikler bekliyor, bu durumun artılar ve eksileri nelerdir?

Olcay Akyıldız: Ben eğer öğrenci gerçekten ilgi duyduğu bir alana geçiş yapıyorsa bunun eksi bir yanı olacağını düşünmüyorum. Danışman öğrencilerime her zaman söylediğim bir şey var: öğrenci eğitim sürecini kendini farklı alanlarda geliştirmek için kullanmalı. Bu farklı bölümlerden ders almak, ilgi duyulan alanlarda ders dışı faaliyetlere katılmak ya da dersleri dinleyici olarak girmek şeklinde bile olabilir. Aynı zamanda alan değiştirdiğinizde yeni disiplinin temel meselelerine hâkim olabilmeniz için çoğunlukla bir yıllık bir bilimsel hazırlık dönemi geçirmeniz gerekiyor ki bence bu bir zaman kaybı değil, öğrencinin kendisine yaptığı bir yatırım.

Örneğin bana lisansta edebiyat eğitimi almadığım için pişman olup olmadığım çok sorulurdu. Hiç pişman olmadım. Çünkü ekonomi eğitiminin bana kattığı sayısal ve analitik düşünme biçimleri hem teorik alanda hem de metinler üzerinde çok olumlu katkılar getirdi. Pişman olmamamın ikinci sebebi de lisansa edebiyat bölümünde başlamış olsaydım belki de alanın değerini iyi anlayamayabilirdim. Çünkü lisansta edebiyat okuyan arkadaşlarımın ödevlerine özenerek bakardım ama belki de onlardan ben sorumlu olsaydım aynı sempatiyi duymayacaktım. Böyle bir mesafenin de bir avantaja dönüştürülebileceğini düşünüyorum.

Asım Karaömerlioğlu: Eksi yönüyle başlarsak lisans eğitiminde daha kolay edinilebilecek birtakım becerileri, teknikleri ya da programları biraz daha geç alıp telafi etmek zorunda kalıyorsunuz, bu bir eksiklik olabiliyor. Örneğin ben eski Türkçe’yi daha geç öğrenmek zorunda kaldım. Ancak artıları sayılamayacak kadar çoktur ki en başında yaratıcılık gelir. Disiplinler arası çalışan, düşünen insanların yaratıcılığı ister istemez daha keskindir. Çünkü yaratıcılık diğer unsurların yanında şeyleri farklı biçimde birbirine bağlamayla ilgilidir. Farklı disiplinleri bilmek farklı bağlantılar kurabilmeyi, meselelere farklı perspektiflerden bakabilmeyi de kolaylaştırdığı için yaratıcılığı geliştirir.

Disiplinler arası çalışma kültürü geleceğin akademisini sizce ne yönde değiştirecek, nasıl şekillendirecek?

Olcay Akyıldız: Bu soruya disiplinler arasılık çok yeni bir yaklaşımmış gibi cevap vermek elbette doğru olmaz. Çünkü özellikle 1980’li yıllardan itibaren akademiyi şekillendiren ve yeni programların açılmasını sağlayan bir yaklaşım. Bu yaklaşımım sonuçlarının en iyi gözlemlenebileceği yerlerden biri Boğaziçi Üniversitesi. Çift ana dal programları, çok disiplinli araştırma projeleri, farklı bölümlerden hocaların birlikte danışmanlık yaptığı tezler aklıma gelen ilk örnekler. Örneğin Sosyoloji Bölümü’nde yazılmış olan bir teze ikinci danışman olarak katkı sağladığım süreçte iki farklı disiplinin soru ve sorunlarının bir tez üzerinden tartışılmasının zorluklarının yanı sıra verimli sonuçlarını da görme imkânım olmuştum. Kendi alanım üzerinden düşündüğümde de queer eleştiri ve eko-eleştiri gibi yeni yaklaşımların da disiplinler arası çalışmalardan doğduğunu söylemek mümkün.

Asım Karaömerlioğlu: 19. ve 20. Yüzyıllar uzmanlaşmanın merkezde olduğu dönemlerdi. Çok genel bir disiplinin içinden çok farklı alt dallara dağılındı. Bu da hiç kuşkusuz gerekli bir şeydi. Benim görebildiğim kadarıyla bu yüzyıl tam tersine, bilimlerin ve disiplinlerin bütünleşmeye doğru gittikleri bir yüzyıl olacak. Psikoloji ve biyolojinin burada köprüler kuran disiplinler olarak öne çıkacağını düşünüyorum. O nedenle disiplinler arası olmak büyük bir trend aslında ve bu trend de en çok akademide kendini gösterecek. Çünkü bilgi artık dünya ekonomisinin bir numaralı motorudur ve bilgi de kaliteli üniversite demektir. Altını çizmek isterim ama üniversite demiyorum, kaliteli üniversite diyorum.

Disiplinler arasılığın kendisini dayattığı bu akademik atmosfer içinde ders müfredatlarından, ortak çalışma biçimlerine kadar pek çok şeyin yeniden yapılandırılacağı söylenebilir. Örneğin sosyal bilimlerle doğa bilimleri ve mühendislik eğitiminde uzmanlaşmış araştırmacıların birbirleriyle daha yakın ilişkiler geliştirecekleri bir dönem olacağını düşünüyorum. Einstein’in “Princeton’da olmanın en güzel yönü eve dönerken Gödel ile birlikte yürüyüş yapma ayrıcalığına sahip olmak” mealinde hoş bir cümlesi olduğu rivayet edilir. Ortaklıkların da farklılıklar kadar akademide öne çıkarılacağı bir dönem de diyebiliriz aslında tüm bu trendlerin müstakbel sonucuna.

 

* W. James Jacob’un araştırmasına ulaşmak için tıklayınız.

 

Kaynak Haber: Gizem Seher, Boğaziçi Üniversitesi Haberler 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir