Avrupa’da İslamofobi

Yazar: Thomas Hammerberg, Avrupa’da İnsan Hakları
Çeviren: Ayşen Ekmekçi

Avrupa’daki Müslümanlar günlük hayatlarında tacize maruz kalıyorlar. Kıtanın her yerinde yaptığım ülke ziyaretlerinde bu tür tacizleri bildiren raporlar dinledim. Sivil toplum kuruluşları Müslümanları hedefleyen –insanlara ya da mülkiyete yönelik sözlü tehditten fiziksel saldırılara uzanan – nefret suçlarını anlattılar. Tabii ki İslamofobi Avrupa’da yeni bir olgu değildir. Bu düşmanlığın bir belirtisi de birçok Müslüman cemaatin cami inşa etme izni alabilmek için karşılaştığı mükerrer zorluklar olmuştur. Bununla birlikte ABD’nin başlattığı “teröre karşı savaş”ın durumu ciddi ölçüde kötüleştirdiği de açıktır.

Terörizme karşı yürütülen küresel mücadele, Müslüman karşıtı duygular içeren, ırkçılık ve yabancı düşmanlığıyla gölgelenmiş bir siyasal söylem tarzı geliştirmiştir. Buna ilave olarak, mükerrer kimlik kontrolleri ve izinsiz aramalar da dahil olmak üzere, polis faaliyetleri, Müslümanları ya da dış görüntüsü bakımından nüfusun geniş kesiminin Müslüman olduğu ülkelerden gelmiş insanlara benzeyenleri hedeflemektedir. Müslümanlar kendilerini daha fazla mağdur hissederken bu durum bazı aşırı sağcılar tarafından yabancı düşmanlığı propagandalarına teşvik olarak yorumlanmıştır.

Anti – Terör Politikası

Anti-Terör politikasının yol açtığı sonuç, öncelikli bir mesele olarak düzeltilmelidir. Çeşitli Avrupa ülkelerinde yapılan son seçimler, İslamofobik saldırgan kampanyaların ardından, aşırı uçlardaki siyasi partilerin mevzi kazanmalarıyla sonuçlanmıştır. Bu durum karşısında yerleşik siyasi partilerin içine düştüğü atalet ya da kafa karışıklığı daha da endişe vericidir. Kaba önyargıları ve aleni yabancı düşmanlığını meşru göstermeye çalışan uzlaşmalar yapılmıştır.

Alman Cumhurbaşkanı Christian Wulff’un Ekim 2010’da yaptığı bir konuşmada bariz olan bir şeyi, yani İslam’ın –tıpkı Hristiyanlık ve Yahudilik gibi – ulusal bağlamın bir parçası olduğunu söylemesi tartışmalara yol açmıştı. Aynı dönemde Friederich Ebert Stiftung’un yürüttüğü bir araştırma, Alman nüfusunun %58’inin “ülkelerindeki Müslümanların dini ibadetlerinin ciddi bir biçimde kısıtlanması gerektiği” konusunda hemfikir olduğunu göstermiştir.

Müslümanların din özgürlüğünün reddedilmesi endişe verici bir işarettir. İlginç olan ise bu araştırmaya verilen yanıtların bölgeler arasında büyük farklılıklar göstermesidir. Ülkenin Müslüman nüfusunun daha az olduğu doğu kesiminde bu ifadeye verilen destek %76 gibi yüksek bir orandadır. Mesafe ve bilgisizlik şüphelerin artmasına yol açmaktadır.

İslamofobi ve Önyargı İlişkisi

Bu, genel bir fenomen gibi görünmektedir. Bilgi eksikliği önyargıları beslemektedir. Siyasi liderler İslamofobik klişelere karşı koyma konusunda başarısız olmuşlardır. Bu, tabii ki New York, Madrid, Londra, Amsterdam ve aynı zamanda Beslan ve Moskova’daki terrorist saldırılardan daha zor hale gelmiştir. Bununla birlikte, bu korkunç suçların yarattığı duygular, kötülük yapanlarla ezici Müslüman çoğunluk arasında bir ayrım yapmak için sistemli bir çaba sarf etmeyi zorunlu kılmışsa da, böyle bir çabanın sarf edildiğini söylemek zordur.

Bazı insanları Müslümanlara karşı yürütülen nefret propagandasını dinlemeye iten nedenleri analiz etmeye de yeterli öncelik verilmemiştir. Açıklamaların bir kısmı, bu nedenlerin genelde Romanlara ve Göçmenlere karşı bağnazlğa yol açan aynı bilgisizlik, korku ve früstrasyondan kaynaklandığını göstermektedir. Azınlıkların, iktidardakilerin yabancılaştırdığı ve ihmal ettiği insanlar tarafından zaman zaman günah keçisi haline getirildiğini öğrendik. Bu konularda daha doyurucu açıklamalarda bulunulması önemlidir.

İslam elbette artık Avrupa kültürünün bir parçası olmuştur. Kıtadaki Müslümanlar (Birleşik Krallık’ta yaklaşık 1.6 Milyon, Almanya’da 3.8 Milyon, Fransa’da 5 Milyon ve Rusya’da 15-20 Milyon Müslüman) ekonomilerimize ve toplumlarımıza katkıda bulunmaktadırlar ve bu kıtaya aittirler. Birçoğu aslında bu ülkelerde doğmuştur; çoğunluğu özel olarak sınıflandırılabilir.

Bazı ülkelerin politikacıları Müslümanları “asimile” olmamakla suçluyor. Bununla birlikte, entegrasyon, karşılıklı anlayışa dayanan çift taraflı bir süreçtir. Müslüman karşıtı bağnazlık, aslında saygılı ilişkilerin önündeki büyük bir engel haline gelmiştir. Aslında İslamofobik ortam, muhtemelen, aşırı uçlardakilerin bazı durumlarda genç ve aidiyet duygusundan yoksun bezgin bireyleri yandaş olarak toplamaları mümkün kılan bir faktör olmuştur.

Hükümetler en azından aleni ayrımcılığın durdurmanın yollarını aramaktadırlar. Avrupa’daki Müslümanların çoğunun Avrupa Birliği ülkelerindeki istihdam, eğitim ve barınma konularında haksız muameleye uğradığını gösteren araştırmalar vardır. Özellikle genç müslümanlar toplumda ilerlerken engellerle karşılaşmaktadır.. Ayrımcılık AB dışındaki bazı Avrupa ülkelerinde de mevcuttur. Buna, Kiev’de komşuların olumsuz tepki verme ihtimali yüzünden minare yapılmasına izin verilmeyen bir camiiyi ziyaretim sırasında tanık oldum.

İslamofobi ile Mücadele

Irkçılığa ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu (ECRI) raporlarında, İslam’ın düşmanca klişeleştirmeler temelinde yanlış bir şekilde betimlenmesinden esefle bahsedilir. Bu yanlış sunum İslam’ın bir tehdit olarak görülmesine neden olur. Artık birçok ülkede ayrımcılığa karşı yasalar ve şikayetlerde izlenecek yollar mevcuttur. Bununla birlikte azınlık gruplarındaki bireylerin ayrımcılığa maruz kaldıklarında, haklarını talep etmeleri her zaman o kadar kolay olmamaktadır. Bu konuda onları destekleyici inisiyatiflere ihtiyaç vardır.

Birleşik Krallık’ta Londra Anakent Polisi Teşkilatı ile – İslamofobi ve Irkçılıkla Mücadele Forumu da dahil – çeşitli sivil toplum kuruluşları arasında yapılan işbirliği bu tür projelerin örneğidir. Bu inisiyatif, Müslümanlara karşı işlenen suçlarla mücadele etmeye, mağdurlara destek sağlamaya ve İslamofobiyi destekleyecek polis gücünü oluşturmaya çalışmaktadır.

Önyargıların daha geniş cephede üstesinden gelmek için eğitim sistemlerinin İslam – ve diğer dinler – hakkında gerçeklere dayanan bilgiler sunması gerekmektedir. Ötekilerin dinlerine ilişkin unsurları öğretmenin önemi, Avrupa Konseyi’nin dini liderlerin katılımıyla düzenlediği seminerler boyunca defalarca vurgulamıştır.

Ahmet Doğan

Araştırmacı - EE Mühendisi İnsan Hakları Savunucusu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir