Sahte Tez’lere Karşı Ne Yapmalı?

Yazar: Onur Çağdaş Artantaş 

Geçenlerde Deutsche Welle Türkiye’deki akademik tez yazım sektörü üzerine bir yazı yayımladı (Link). Evvelinde, herkes özellikle vakıf üniversitelerinde “essay yazdırma” sektörünün olduğunu biliyordu, o okulların burslu talebeleri artık zamanlarında bu işlerden üç beş para kazanırlar, varlıklı öğrenciler de sosyal hayatlarından geri kalmazlar, kazan-kazan ilişkisidir. Fakat DW’nin yazısı ile insanlar Türkiye’de dev bir “Akademik Tez Yazım Sektörü”nün olduğunu öğrendiler. Günaydınlar efendim. Biz biliyorduk çünkü iki üç günde bir mail geliyordu “Tez yazım şirketimize yarı zamanlı akademisyenler arıyoruz, ücret dolgundur” diye.

Yazım merkezleri, gayet aleni ve yasal bir şekilde faaliyetlerini sürdürüyor. Zaten merkezler sektörün tek aktörleri değiller, belli bir merkeze bağlı olmadan kendi alanlarında tez yazan “freelancer”lar da yok değil. Bu merkezler ciddi ciddi vergi veriyor, işçi çalıştırıyor, sigorta yatırıyor… 3 bin TL’lik yüksek lisans tezlerinden 50 bin TL’lik doçentlik tezlerine kadar yazılan yazılana. İngilizce tezler istendiğinde tarife artıyor. Bazı üniversiteler için yazılan tezler ucuz, nasıl olsa okunmuyor deniyor, bazıları için pahalı. Ekonomik perspektiften bakıldığında zaten sorun yok, ihtiyaç var, hizmet veriliyor, para alınıyor. Sorun, hukuki ve ahlaki alanlarda başlıyor.

Öncelikle, hukuken, başkasının tezini yazdırmak da, bir tez yazdırıp bununla ünvan almak da suçtur. Tez, tanımı gereği, kişiye ait olması gereken bilimsel yahut sanatsal eserdir. Başkasının eserlerinden “aşırı faydalanma” yoluyla elde edilen eserlerde “intihal” vardır, yine tezin “kişiye ait orijinal eser olma” şartını ortadan kaldırmaktadır. Tamamen başkasının ürettiği tez ise evleviyetle “sahtedir”. Bu tezi üretmek yahut üretilmiş tezi sunarak ünvan almak, resmi belgede sahteciliğe (TCK 204/1) denk düşer. Tezin danışmanının sahte tezi jüriye sokması, jüri üyelerinin tezi kabulü suçun nitelikli haline denk düşer (204/2).

Bilimsel ahlak kısmını ise uzatmaya gerek yok. Başkasına yazdırılan eser ile ünvan almak, o ünvanı kullanarak “hoca” olmak, insan yetiştirecek pozisyona gelmek… Korkunç bir senaryo bu ve maalesef gerçekleşiyor.

Peki bu sahte tez yazımına karşı ne yapmalı?

Öncelikle YÖK ivedilikle Tez Merkezi’ndeki tüm tezleri erişime açmalı ki enstitülerin intihal kontrolü programları yazılmış tezlere erişebilsin.Nitekim sahte tezler hızlı üretildikleri için büyük oranda intihalli oluyor.Enstitüler işi sıkı tutup kendi intihal kontrollerini yapmalı, bazı üniversitelerde intihal kontrolü işi tez sahibine veriliyor. İntihal kontrolü işi Almanya’da olduğu gibi merkeze de çekilebilir, bu işi YÖK üstlenebilir. Ayrıca erişime açılsınlar ki yazılmış tezlerin uzunluğunu, kalitesini bir görelim, buna da “akran değerlendirmesi” denir.

İkincisi, savcılıklar çalışmalı. Bu tez yazım şirketlerine, tez yazıcı kişilere soruşturma başlatılmalı. Tezi kabul eden de, yazdıran da, aracılık eden de, yazan da yargılanmalı. Ceza yargılaması sonucunda idari kısma da geçilmeli, bu işe karıştığı tespit edilen akademik personel kamu görevinden çıkartılmalı. (Ekleyeyim, vakıf üniversiteleri de kamu kurumları olduklarından akademik personelleri de kamu görevlisidir)

Üçüncüsü, akademisyenlere rol düşüyor. Eğitime vakit ayıramayacağı belli olan kişiler programlara alınmamalı. Tez sürecinde ilgi göstermeyen, teziyle ilgili soru sormayan, konu belirleyip bir gün bir anda yazılı tez getiren öğrencilerinden şüphelenmeliler. Jüriler artık zahmet edip tezleri okumalı, naylon tezler genelde düşük kalitedir, bu tezleri geçirmemeliler.

Son olarak, hepimize görev düşüyor. Tez yazdıran, yazan, bununla övünen insanlara “Başka iş yap, onurlu yaşa” dememiz gerekli. Zira hiçbir hukuki düzenleme ve politika önlemi toplumsallaşmış çalışma ahlakının yerini dolduramaz.

 

Kaynak: Düzensiz, Medium

 

 

Ahmet Doğan

Araştırmacı - EE Mühendisi İnsan Hakları Savunucusu

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir