2. Yılında OHAL’in Toplumsal Maliyetleri Araştırma Raporu

Mağdurlar İçin Adalet Topluluğu’nun 3 bin 776-katılımcı ile görüşerek hazırladığı “2. Yılında OHAL’in Toplumsal Maliyetleri Raporu”na göre, OHAL’e bağlı çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle (KHK) ihraç edilenlerin ruh dünyasında üç önemli bulgu ortaya çıktı: Şok hali, güvensizlik/paranoyaya varan şüphecilik ve öğrenilmiş çaresizlik.

ARAŞTIRMA SUNUŞ

Bu çalışma 15 Temmuz 2016 tarihli menfur darbe girişimi sonrasında, hükümet tarafından, muhtemelen, 3 ay bile sürmesine gerek duyulmadan kaldırılacağı beyanları ile ilan edilen, ancak ilk 3 ayı dolduktan sonra, 7 sefer daha uzatılarak toplamda iki yıl süren OHAL ’in ortaya çıkardığı bireysel ve toplumsal mağduriyetler kapsamında, ülkede yaşanan, sosyal, siyasal, ekonomik baskı ve hak ihlallerinin boyutlarını araştırmak üzere “Mağdurlar için Adalet” topluluğu tarafından tasarlanmış ve yürütülmüş sosyal bir araştırmadır.

Araştırma, Mağdurbilim (Viktimoloji) inceleme ilkeleri çerçevesinde tasarlanarak yürütülmüş ve toplumdaki, birincil, ikincil ve üçüncül mağdur, tüm kesimlerin OHAL’le ilgili mağduriyet, deneyim ve algılarını ölçebilecek bir çerçevede gerçekleştirilmiştir.

Belirtilen çerçevede, araştırmamıza;

 OHAL ve/veya KHK mağdurları
 OHAL ve/veya KHK mağduru yakınları
 DOĞRUDAN mağduriyeti olmayan bireyler;

kategorilerinde olmak üzere OHAL uygulamalarına muhatap olmuş tüm toplumsal kesimler dâhil edilmiştir. Böylece, belirlenen, üç kategorideki katılımcıların OHAL’de yaşanan olaylar, durumlar ve hak ihlalleriyle ilgili mağduriyetleri, problemleri, deneyimleri, algıları ve yargıları arasında anlamlı sayılabilecek ilişki veya farklılıkların olup olmadığının da istatistiksel olarak ölçümlenmesi imkânı da elde edilmiştir.

Yukarıda belirtilen amaca uygun olarak, araştırmada, her grubun kendi şartlarına uygun soruların sorulması yanında, “Toplumsal algılar/yargılar” bölümünde Likert soru tekniği kullanılarak, farklı katılımcı kategorileri arasındaki algı/yargı farklarının tespit ve ölçümlenmesini sağlayabilecek şekilde çok sayıda müşterek sorular da sorulmuştur. Bu şekilde OHAL ve KHK’larla yapılan uygulamaların toplumun farklı kesimlerinde nasıl algılandığının da ölçümlenebilmesi hedeflenmiştir.

Araştırmanın kapsamı, OHAL sürecinin yarattığı tüm sosyal sorunları ve süreçleri içerecek şekilde, mümkün oldukça geniş tutulmaya çalışılmıştır. Ancak bilinçli olarak araştırma kapsamı dışı bıraktığımız bazı konular da bulunmaktadır. Diğer bir ifadeyle, çok fazla sayıda soru olduğu şikâyetlerine konu olan bunca sorulara rağmen, araştırmamızın, OHAL’in bireylere/topluma yaşattığı mağduriyet ve travmaların tamamını kapsayıcı olamadığının da farkındayız. Bu durumun farkında olarak, bu araştırmamıza paralel olarak “OHAL’de Yaşanan Mağduriyetler Sonucu Ortaya Çıkan Bebek, Çocuk, Yetişkin Ölümleri, Travmalar, İntiharlar, Hastalıklar, İş-Trafik Kazaları, Saldırı, Taciz, Yağma, Kaçırılma Olayları, Kamu veya Özel Sektörde Çalışma Engellerinin Toplumsal Derinliği” araştırma çalışmamızı da yürüttüğümüzü ve belirtilen çalışmamızın sonuçlarının da ayrıca yayınlanacağını bildirmek isteriz.

OHAL RAPOR’unun ÖZETİ

  • Araştırmaya, 2862 ‘OHAL /KHK mağduru’, 591 ‘mağdur yakını’ ve 323 ‘doğrudan mağduriyeti olmayan birey’ kategorilerinde toplamda 3776 kişi katılmıştır.
  • Katılımcıların 1051’i kadın, 2725’i erkektir.
  • Katılımcılar arasında 103 engelli bulunmaktadır. Bunlardan 86’sı erkek; 17’si kadındır.
  • Katılımcıların yaş ortalamaları 36’dır.
  • Katılımcıların %94,6’sı, mağdurların ise %98,7’si yüksekokul/fakülte/yüksek lisans veya /doktora mezunudur.
  • Katılımcıların %84,5’i evli veya bir evlilik yaşamıştır. Ortalama çocuk sayıları 2’dir.
  • KHK/OHAL Mağduru katılımcılar OHAL mağduriyetleri öncesine göre ortalama aylık (3500 TL) gelirlerinin %77’sini kaybetmişlerdir (800 TL). Mağdur yakınları da çeşitli sebeplerle %50 gelir kaybına uğramışlardır. Ayrıca hem mağdurların hem de mağdur yakınlarının hane halkı gelirlerinde ortalama %60’lık gelir kayıpları oluşmuştur. Ancak OHAL, doğrudan mağduriyeti olmayanları da ortalama %25 oranında fakirleştirerek,onları da OHAL’in “üçüncül mağdurları” kategorisine yerleştirmiştir.
  • 15 Temmuz 2016 sonrası, işsiz bırakılan KHK/OHAL mağdurları arasında, mevcut (şimdiki) işsizlik oranı %50’dir. Bir işte çalışanların çoğunluğu sigortasız ve/veya düşük kazançlı işlerde çalışmaktadır.
  • KHK/OHAL mağdurları, inançsal olarak, %93,4’ü Müslüman ve %88,4 Sünni’dir.
  • KHK/OHAL mağdurları, kendilerini etnik olarak, %58,3 oranında Türk, %13,7 oranında Kürt ve Zaza olarak tanımlamıştır. Mağdurların %25,4’ü ise kendilerini “Herhangi bir etnik aidiyet hissetmeyen” olarak tanımlamıştır.
  • KHK/OHAL mağdurları ağırlıklı olarak ‘Muhafazakâr-Demokrat’ kesimlerden oluşmaktadır.
  • KHK/OHAL mağdurlarının %95,8’i kentsel alanlarda yaşamaktadır ve %50’si, 15 Temmuz 2016 sonrasında, bulundukları evlerden, mahallelerden, şehirlerden göç etmek zorunda kalmışlardır.
  • Mağdur yakını olarak araştırmaya katılanların %49,7’si eşler, %21,5’i kardeşler, %9,3 çocuklar ve de %7,8’i ise anne-babalardır.
  • Mağdur yakınları, akrabalarının %86,6’sının doğrudan KHK listeleri ile mağdur edildiğini, geriye kalanların ise diğer OHAL yetki veya yöntemlerle mağdur edildiklerini beyan etmişlerdir.
  • Mağdur yakınları, akrabalarının %43,8’inin halen tutuklu olarak yargılamalarının devam etmekte olduğunu belirtmişlerdir.
  • Mağdur yakınlarının çektikleri sıkıntıların en büyüğü ekonomiktir (%95,3). İkinci sırada, itibarsızlık ve sosyal dışlanma (86,6); üçüncü sırada ise psikolojik (%84,6) sıkıntılar gelmektedir.
  • Mağdur yakınları yaşadıkları mağduriyetler nedeni ile %53,6 oranında tıbbi/psikolojik destek alma ihtiyacı da hissetmişlerdir. Ancak, bu ihtiyaç, sadece mağdurların “eşleri” ile sınırlandırıldığında, bu oran %65,3’ü bulmaktadır. Fakat, mağdur eşlerinin, büyük bir kısmının, artık, sağlık güvenceleri de kalmadığı için %67,7’si herhangi bir tıbbi/psikolojik desteğe de ulaşamamaktadır.
  • Tutuklu yakınları bulunan OHAL / KHK mağduru aileler, tutuklu yakınlarının, kendilerinin ikamet ettikleri yerlerden, yüzlerce kilometre uzakta tutuldukları, bu sebeple onları ziyaret edebilmek için 1000 km’ye kadar yol gidip gelmek durumunda kaldıkları, bu durumun yarattığı maddi külfetlere ilave olarak, trafik kazası geçirebildikleri veya riskler yaşadıkları konusundan oldukça şikayetçidirler.
  • Muvazzaf asker veya askeri öğrenci olarak askerlik mesleğini icra etmiş olan mağdurların yakınlarından /ailelerinden önemli bir kısmı, dikkat çekecek şekilde, “Eşimi, Oğlumu, Kızımı… ‘Terör saldırısı var’, ‘Kalkışma var’, ‘Tatbikat var’, ‘Gece görevi var’ … gerekçeleri ile ‘karargâhlara çağırdılar’, ‘… yere gönderdiler’ böylece ‘tuzağa düşürdüler’ ardından da “Darbeci oldukları gerekçesi ile 2 yıldır hapisteler”. “Bizler hain, darbeci, terörist değiliz! Vatanımızı seviyoruz…” mahiyetinde çok sık beyanlarda bulunmuşlardır. Bu türden beyanların adli, idari veya siyasi yetkililerce ciddiyetle, dikkate alınarak detaylıca araştırılmasına önemle ihtiyaç bulunmaktadır.
  • OHAL /KHK mağduru aile fertleri yurt dışında bulunan, yurtdışı ile iş/ikamet bağlantısı olan, mağdur yakınlarından önemli bir kısmı “Pasaport yasağı /iptalleri” nedeni ile yurtdışında bulunan aile fertlerinin yanına gidemediklerini, işlerini yapamadıklarını, bu sebeple ailelerinin bölündüğü, kendilerinin ve çocuklarının birçok maddi, manevi sıkıntılar yaşadıklarını beyan etmişlerdir.
  • Araştırmaya katılan OHAL/KHK mağdurlarının %93,2’si, kamu sektöründe çalışan / hizmet veren mağdurlardandır.
  • Kamudaki OHAL/KHK mağdurlarının %94,5’i KHK ile işlerinden atılmışlardır. Geriye kalanlar kurumlarınca mağdur edilmişlerdir.
  • Özel sektör mağdurlarının %61’i çalıştıkları kurum KHK ile kapatılmak, %15,5’i çalışma/meslek lisanslarının iptal edilmesi sureti ile işsiz bırakılmak suretiyle mağdur edilmişlerdir.
  • KHK/OHAL ile mağdur edilenlerin %51,3’ü öğretmen, akademisyen gibi ‘eğitim sektörü’ çalışanlarıdır. Tüm mağdurların %83’ü doktor, mühendis, eğitimci diğer sivil memurlar vb. gibi ateşli silahlarla ilgisi olmayan sivil alanlarda hizmet veren çalışanlardan oluşmaktadır. Güvenlik hizmetleri alanında çalışan mağdurların (Asker, polis, özel güvenlik), tüm mağdurlar içerisindeki oranı sadece %17’dir.
  • KHK/OHAL yetkileriyle işlerinden atılan mağdurlarının %99,64’ü, 15 Temmuz 2016 sonrasında muhatap oldukları adli veya cezai soruşturmalardan hiçbirisine 15 Temmuz 2016 öncesinde muhatap olmamışlardır. Yani, 15 Temmuz sonrası mağdurlar aleyhine açılan idari /adli soruşturmalar tamamen konjonktüreldir. Geçmişle ilintisi veya temelleri bulunmamaktadır.
  • KHK/OHAL mağdurlarının %93,7’si OHAL’de geçirdikleri adli & cezai soruşturmaların adil yürütülmediğini beyan etmiştir.
  • OHAL’de gözaltına alınan mağdurların %79’u ‘iki’ veya daha fazla gün (en fazla 30 güne kadar) gözaltında tutulmuşlardır.
  • Adli süreçlerden geçen OHAL mağdurların önemli bir kısmı emniyette, adliyede ve mahkemelerde geçirdikleri tüm süreçler boyunca, önyargı ile muamele gördüklerini beyan etmişlerdir.
  • “Modern/Pozitif hukukun “Masumiyet karinesi” ilkesi gereğince, “İddia edenin iddiasını da ispat yükümlülüğü ile şüphelinin/sanığın işlediğini iddia ettiği suçları da kanıtlaması” gerekirken. OHAL/KHK mağdurları için hukukun bu temel ilkesi işletilmemiş ve “Kendi masumiyetlerini ispat” zorunda bırakılmışlardır. Bu baskı ortamında suçlu olduğunu kabul etmeyenlerin birçoğu, “suçunu / suçluluğunu gizleme”, “inkâr etmek” veya “örgütsel davranış” sergilemekle itham bile edilebilmişlerdir.
  • OHAL’de tutuklanan mağdurların büyük bir kısmı nezarethanelerde, hapishanelerde, “sistematik işkenceye varan” hak ihlallerine uğramış ve kötü muameleler görmüştür. Serbest bırakıldıklarında da gördükleri kötü muamelelerin ortaya çıkardığı kalıcı psikolojik hasarların tedavisinde de büyük sıkıntılarla karşılaşan mağdurlar, ayakta kalma veya hayatta kalma mücadelelerini, dışarıdaki, tüm “sivil ölüm”, “sosyal güvence yokluğu” ve “açlığa terk edilme” uygulamalarına rağmen devam ettirmeye çalışmaktadırlar.
  • 5275 sayılı “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun”un “hamile, yeni doğum yapmış veya bebekli kadınlar” hakkındaki hükümlerinin OHAL’de ve sonrasında, terör örgütü üyeliği iddiası ile, hapse konulan kadınlar için uygulanmaması hem annelerin hem de bebeklerin hukuki & insani haklarını kayda değer ölçülerde ihlal etmiştir. Mağdurlardan, OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonuna itiraz başvurusu yapıp, başvurusu karar bağlananlardan “Göreve iade” kararı verilenlerin oranı yalnızca %3,55’dir. OHAL komisyonu %96,45 oranındaki “Ret” kararların verirken AİHM veya Avrupa Konseyi, Venedik Komisyonu’nca önerilen hukuki /objektif kriterleri kullanmak yerine siyasi iktidarca belirlenen “siyasi kriterleri” kullanma usulünü tercih etmiş görünmektedir.
  • OHAL /KHK süreçleri mağdurların, aile-içi ve yakın akrabalık ilişkilerine önemli ölçüde zararlar vermeleri yanında; komşuluk ve arkadaşlık ilişkilerine de çok büyük zararlar vermiştir. Ayrıca mağdur aileler arasındaki bölünme, gerilim ve boşanmaları da artırmıştır.
  • Mağdurlar OHAL /KHK’larla kendilerine devletçe ve toplumca yaşatılanların tamamen ‘haksızlık’ olduğunu düşünmektedirler.
  • Türkiye’de yaşadıkları olaylar veya travmalar sonrasında, “Türkiye dışına çıkmak fırsatları olsa idi ne yapmak istedikleri” sorusuna, OHAL/KHK mağdurlarının %83,9’u yabancı bir ülkeye gitmek ve orada yaşamak istediklerini beyan etmişlerdir. Bunlardan %9,9’u hukuki veya gayrinizami yollardan ülke dışına çıkmak için fiili girişimde bile bulunmuştur. Mağdurların, %98,7’sinin oldukça yüksek eğitimli ve yüksek nitelikli kişiler oldukları ve edindikleri vasıflara ulaşabilmek için harcadıkları zaman ve emeğin maliyeti göz ardı edilmiş olsa bile, bu şahısların yurt içinde ve yurtdışında aldıkları lisans, yüksek lisans ve doktora eğitimlerinin ekonomiye maliyetlerinin yüz milyarlarca doları geçtiği dikkate alındığında, bu kadar yüksek mali ve beşerî sermaye kaybını kaldırabilecek, dünyada, çok az ekonomi bulunmaktadır. Türkiye’nin böylesine ağır bir yükü kaldırabilme kapasitesinin varlığı ise oldukça tartışma götürebilecek bir konudur.
  • OHAL’in ülkede yarattığı hukuk, adalet ve özgülük sorunları yalnızca bireysel veya toplumsal mağduriyetler yaratmakla kalmamış, ülkenin, yenilikçilik, yaratıcılık, bilimsel araştırma, dünyadaki yeni gelişmelere uyum, üretim ve rekabet kapasitesine de önemli ölçüde zararlar vermiştir. OHAL uygulamaları nedeniyle ülkenin yaşadığı kayıpların ilk işaretlerinden birisi olarak, 3 yıl önce, dünya sıralamalarında ilk 300’e girebilen 3 üniversite varken artık bir tane bile kalmamıştır. OHAL öncesi ve sonrasında Türkiye kaynaklı tıp, mühendislik, fen bilimleri, sosyal bilimler vb. tüm akademik çalışma alanlarında yapılan yayınlar %30’a varan oranlarda azalmıştır. Bu görünüm, yaratılan mağduriyetlerin, artık zararları sınırlı kalan, minör toplumsal mağduriyetler olma sınırını da çoktan aşıp, milli güvenliği de tehdit eder bir hale geldiğinin bir işaretidir.
  • Tüm OHAL/KHK mağdurları, iş bulma, iş kurma, yurtdışına çıkma engelleri ve üzerlerine yapıştırılan “stigmalar” nedeniyle, tam bir “sivil ölüm”, “sosyal güvencesizlik” ve “açlığa terk edilme” uygulamaları ile karşı karşıyadırlar. Maruz bırakıldıkları ağır itham ve muameleler karşısında, birçoğunun, dayanma, ayakta kalma güçleri veya hayatta kalma şansları her geçen gün azalmaktadır.

OHAL’de Yapılan Uygulamalar Doğru Görülmedi

Katılımcı gruplarının tamamına, OHAL’de yapılan eylem ve işlemlerin önemli bir kısmı hakkındaki algı veya yargılarının (tutumlar) ne olduğu hususunda sorulan ve aşağıda sıralanan 63 soruya verdikleri cevaplar genel olarak değerlendirildiğinde; hiçbir soruya verilen cevapta, OHAL’de yapılan uygulamaların ‘yerinde bulunduğu’, ‘doğru görüldüğü’, ‘onaylandığına’ yönelik herhangi bir eğilime rastlanmamıştır.

Bazı sorulara verilen cevaplar arasında katılımcı grupları arasında birtakım tutum farkları gözlemlense de ne mağdur gruplarından ne de doğrudan mağdur olmayan gruplardan, OHAL’de yapılan uygulamaların yerinde bulunduğuna dair herhangi bir eğilim görülmemiştir. Tüm katılımcılara sorulan, onların OHAL hakkındaki algı ve yargılarını ölçmeyi amaçlayan, 63 adet, Likert tipi sorular aşağıdaki sayfada sıralanmıştır:

  • OHAL’in sıradan vatandaşların hayatını etkileyip etkilemediği;
  • OHAL yönetim düzeninin, “devlete” ve “adalete” olan inanç ve güvenlerini artırıp artırmadığı;
  • OHAL sayesinde devlet kurumlarının daha etkili ve verimli bir şekilde çalışıp çalışmadığı;
  • OHAL’in iki yıl sürmesinin ülkenin yararına olup olmadığı;
  • OHAL’in, kaldırılması sonrasında, örtülü olarak, 3 yıl daha sürdürülmesinin ülkenin yararına olup olmayacağı;
  • OHAL sebebiyle mağdur olan kimselerin olup olmadığı veya OHAL’de, herkesin hak ettiği muameleyi “adilce” görüp görmediği;
  • OHAL’de kapıları & zilleri, kimseyi beklemedikleri bir saatte çalındığında “polis & jandarma” olabileceği endişesine kapılmadan “sütçü, kapıcı, komşu, postacı, kargo…”olduğundan emin olarak, kapılarını açıp açamadıkları;
  • OHAL’de devlet yetkililerinin “suçlu & hain” ilan ettiği kişilerin gerçekten “suçlu ve hain” olarak görülüp görülmediği;
  • OHAL & KHK’ların hedefindeki kişilerin “ağaç kabuğu yemeyi & yedirilmeyi” hak edip etmedikleri;
  • Kamuda işe girişler için yapılan “güvenlik soruşturmalarının” adil ve de hiç kimseyi mağdur etmeyecek şekilde yapılıp yapılmadığı;
  • Kamuda işe alımlarda ve yükseltmelerde kullanılan “mülakat sisteminin & usulünün” adil olup olmadığı & adil işletilip işletilmediği;
  • OHAL KHK’larına resmen son verilmesi sonrası, işten atılmaların & ihraçların bakanlıklara devredilmesinin, mevcut olarak, çalışan personelin iş güvenliğine zarar verip vermediği;
  • OHAL’in resmi olarak sona erdirilmesi sonrası, kendilerini daha fazla güvende ve özgür hissedip hissetmedikleri;
  • Geçmiş yıllarla karşılaştırıldığında ülkenin geleceğinin daha iyi olacağından daha fazla emin olup olmadıkları;
  • OHAL hukuku ile hapse konulan “kadınların” gerçekten başlarına gelenleri hak edip etmedikleri;
  • OHAL hukuku ile hapse konulan “yaşlıların” gerçekten başlarına gelenleri hak edip etmedikleri;
  • OHAL hukuku ile hapse konulan “engellilerin” gerçekten başlarına gelenleri hak edip etmedikleri;
  • OHAL’de terör örgütü üyeliğinden tutuklananların tümünün mutlaka suçlu & terörist görülüp görülmediği;
  • Hapishanede tutuklu olanlara, hapishane personelince gerekli insani muamelelerin yapılıp yapılmadığı;
  • Hapishanede tutuklu olanların insani şartlarda tutularak, ihtiyaçlarının tam ve eksiksiz olarak karşılanıp karşılanmadığı;
  • Hapishanelerdeki sanıkların & şüphelilerin kendilerini rahatça savunabilmeleri için gerekli imkânların kendilerine verilip verilmediği; Sanık & şüpheli avukatlarının herhangi bir taciz veya tutuklama endişesi taşımadan, rahatça, müvekkillerini adliyede, nezarethanede, hapishanede ziyaret ederek, savunmalarını yapıp yapamadıkları;
  • Cezaevlerinde, bazı mahkûmların & tutukluların sağlık hizmeti alamamaktan & tedavisizlikten & bakımsızlıktan dolayı öldükleri iddialarını doğru bulup bulmadıkları;
  • Cezaevlerinde, bazı mahkûmların kötü muameleden dolayı intihar ettikleri iddialarına inanıp inanmadıkları;
  • Hamile, yeni doğum yapmış ve küçük çocuklu kadınların, çocukları ile birlikte, hapiste kalarak, tutuklu yargılanmalarını onaylayıp onaylamadıkları;
  • 5275 sayılı “Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun” madde 16/4’ün “Hamile veya bebekli kadınlar” hakkındaki “Hapis cezasının infazı, gebe olan veya doğurduğu tarihten itibaren altı ay geçmemiş bulunan kadınlar hakkında geri bırakılır” hükümlerinin OHAL’de ve sonrasında, terör örgütü üyeliği iddiası ile, hapse konulan kadınlar için uygulanmamasının onaylanıp onaylanmadığı;
  • Engellilerin tutuklu yargılanmasının onaylanıp onaylanmadığı;
  • Yaşlıların tutuklu yargılanmasının onaylanıp onaylanmadığı;
  • Örgütsel suçlardan yargılanan şahısların, hapiste, yanlarında olan küçük çocukları için kumanya & yiyecek verilmemesinin onaylanıp onaylanmadığı;
  • Örgütsel suçlardan yargılanan şahısların, hapiste, yanlarında olan küçük çocukları için yatak verilmemesinin onaylanıp onaylanmadığı;
  • Annesi & babası örgütsel suçlardan yargılananların “engelli çocuklara” engelli aylığı veya bakım ücreti verilmemesinin onaylanıp onaylanmadığı;
  • Türkiye’den başka ülkelere sığınmak için kaçak olarak seyahat ederken kaza, boğulma sonucu ölenlerin cenazelerinin mezarlarına taşınmaları için, belediyelerce “cenaze aracı” verilmemesinin onaylanıp onaylanmadığı;
  • OHAL’de, darbeci olmakla suçlanıp tutuklu yargılanan sanıkların ve şüphelilerin tamamının gerçekten öyle görülüp görülmediği;
  • OHAL’de tutuklu yargılanan sanıkların ve şüphelilerin tamamının gerçekten örgüt üyesi veya yöneticisi olarak suç işlemiş kişiler olarak görülüp görülmediği;
  • Devletin, özel sektör şirketlerinde & kurumlarında örgüt üyesi olduğunu değerlendirdiği çalışanların işlerine son vermeleri için özel kurum sahiplerine & yöneticilerine baskı yapmasının doğru bulunup bulunmadığı;
  • Devletin, özel sektör şirketlerinde örgüt üyelerinin yakını & akrabası olduğunu değerlendirdiği çalışanların işlerine son vermeleri için kurum sahiplerine baskı yapmasının doğru bulunup bulunmadığı;
  • OHAL’de “silahlı terör örgütü propagandası yapma, terör örgütüne üyelik veya terör örgütüne yardım suçlarından tutuklanan gazetecilerin gerçekten “terörist” olduğuna ve teröre destek verdiklerine inanıp inanmadıkları;
  • Hükümet politikaları aleyhine yayın yapan, muhalif medyanın yayınlarına inanç & güvenlerinin olup olmadığı;
  • Türkiye’deki olaylar ve gelişmelerle ilgili en güvenilir haber kaynağının, hükümetin kontrolündeki “havuz” medyası olarak görülüp görülmediği;
  • Sosyal medyada, fişlenme, soruşturma geçirme, tutuklanma vb. korkusu olmadan kendilerini özgürce ifade edip edemedikleri;
  • Türkiye’nin bir hukuk devleti ve tüm şüpheli ifadelerinin karakollarda baskı veya kötü muamele yapılmadan alınıp alınmadığı;
  • Nezarethanede gözaltında tutulanlara polis & jandarma personelince insani muamele yapılıp, karakollarda kötü muamele işkencenin olup olmadığı;
  • Nezarethanede gözaltında tutulanların insani şartlarda tutulmakta ve bütün ihtiyaçlarının tam ve eksisiz olarak karşılanıp karşılanmadığı;
  • Türkiye’nin bir hukuk devleti olarak görülüp, tüm şüpheli ifadelerinin savcılıklarda, herhangi bir baskı, kötü muamele yapılmadan alınıp alınmadığı;
  • Türkiye’nin bir hukuk devleti olarak görülüp, adli soruşturmaların açık, şeffaf ve adil bir şekilde yürütülüp yürütülmediği;
  • Türkiye’deki adalet mekanizmasının sanıkların mağduriyetlerine yol açmayacak şekilde ve süratte işleyip işlemediği;
  • Türkiye’deki adalet kurumlarının, mahkemelerin, hâkimlerin iktidardan, bağımsız olarak çalışarak, karar verip vermedikleri;
  • Türkiye’deki adalet kurumlarının, mahkemelerin, hâkimlerin iktidar söylem ve politikalarından etkilenmeden tarafsız olarak karar verip vermedikleri;
  • Terör örgütüne üyelik iddiası ile yargılanan sanıkların & şüphelilerin, yargılanmalardaki “gözaltı ve tutukluluk” süreçlerinin bir cezalandırma yöntemi olarak kullanılıp kullanılmadığı;
  • Adli yargılamalarda davaların ve kararların hak ve adalet ilkelerine uygun ve adil bir şekilde yürütülüp yürütülmediği;
  • Adli süreçlerde, sanıkların & şüphelilerin lehine ve aleyhine olan tüm delillerin, adilce toplanıp, tüm tarafların denetimine & bilgisine sunulmakta olup olmadığı; OHAL’de adalet teşkilatına olan güvenin artıp artmadığı;
  • Bir şahıs & kurum hakkında örgüt üyeliği ihbarı yapıldığında, herhangi bir adli işlem yapılmadan önce; ihbarın gerçekliği önceden araştırılıp kimsenin kuru iftira mağduru olmasına müsaade edilip edilmediği;
  • Adli süreçlerde, “kuru”nun yanında “yaş” olanların yanmasına müsaade edilip edilmediği;
  • Tutuklu yargılananların tamamının gerçekten örgüt üyesi ve yöneticileri olup olmadıkları;
  • KHK’lıların rahatlıkla özel sektörde iş bulup bulamadıkları;
  • KHK’lıların rahatlıkla kendi işlerini & işyerlerini kurup kuramadıkları;
  • KHK’lılara devlet kurumlarında önyargı ile bakılarak, ayırımcılık yapılıp yapılmadığı;
  • KHK’lılara toplumda önyargı ile bakılarak, ayırımcılık yapılıp yapılmadığı;
  • KHK’lı yakınlarının rahatlıkla özel sektörde iş bulup bulamadıkları;
  • KHK’lı yakınlarının rahatlıkla devlet kurumlarında işe girip giremedikleri;
  • KHK’lı yakınlarına toplumda hiçbir şekilde önyargı ile bakılıp; kendilerine ayırımcılık, dışlanma yapılıp yapılmadığı;
  • KHK’lı yakınlarına devlet kurumlarında önyargı ile bakılarak; kendilerine ayırımcılık, dışlanma vb. yapılıp yapılmadığı;

 

Toplamda 63 adet olan, tüm Likert sorularına, 3776 katılımcının verdiği cevapların genel toplam analizleri ve katılımcı grupların göre ayrıştırılmış, karşılaştırmalı özel analizlerinin görselleri “İkinci Yılında OHAL Uygulamaları Hakkında Toplumsal Algılar ve Yargılar” bölümünde yer almaktadır.

OHAL RAPOR’u SONUÇ

OHAL/KHK mağdurları, modern hukuk ve yönetim normlarına göre hiçte “adil” muameleler olarak görülemeyecek olan keyfi kararlar ve/veya hukuka aykırı idari/adli soruşturma süreçleriyle çok ciddi hak ihlallerine uğratılmışlardır. Adli

süreçlere de konu edilerek, gözaltı, nezarethane veya hapishane süreçlerini de yaşayan mağdurların çoğu, gözaltında, nezarethanelerde veya hapishanelerde iken “sistematik işkenceye varan” kötü muameleler ve/veya hak ihlallerine maruz bırakılmışlardır. Tutukluluk sonrası serbest bırakılan veya hiç tutuklanmadan dışarıda yaşamalarına müsaade edilen mağdurların çoğunluğu ise “sivil ölüm”, “sosyal güvencesizlik” ve “açlığa terk edilme” uygulamalarına muhatap edilmişlerdir.

Tutuklansınlar veya tutuklanmasınlar, OHAL’de kurban seçilenlerin tamamı sosyal ve siyasal baskılarla yalnızlaştırılmış, tümüne psikolojik, fiziksel, ruhsal ve varoluşsal olarak egemen irade karşısında, tamamen sindirilmeleri veya çökertilmeleri hedeflenerek yapılmış olan birbirine bağlı pek çok, ilintisizmiş gibi görünebilen fakat araştırma bulguları çerçevesinde izlendiğinde, belli bir kaynaktan yönlendirildikleri belli olan, hangi muamelelerin, kimlere, nasıl yapılacağı önceden veya olayların gelişim süreci içerisinde aynı merkezden detaylıca tanımlanmış veya tasarlanmış acımasız bir süreç yaşatılmıştır ve yaşatılmaya devam edilmektedir.

Mağdurlara yapılan muamelelerin benzeri muameleler veya süreçler, mağdur yakınları için de uygulanmıştır. Onlar da aynı uygulama ve propaganda süreçleri çerçevesinde toplumdan soyutlanmış, “ötekileştirilerek” toplum içerisinde yalnızlaştırılmış, böylece siyasal erkin kendilerine uygulayacağı her türlü kötü muameleler ve saldırılar karşısında yalnız ve savunmasız bırakılarak, ezilmeye devam edilmişlerdir. Bu şekli ile OHAL uygulamaları, mirası ve zihniyetinin hiçbir insani, vicdani ve etik desteği yoktur ve bulunamaz.

OHAL uygulamaları, zihniyeti ve mirasının, ülkedeki, hiçbir kişi veya kurumun hukuk güvencesini bırakmadığı ortadadır. Bu sebeplerle, bütün kalıntı ve sonuçları ile birlikte OHAL mirası ve zihniyetinin terk edilerek, acilen; insan haklarına saygılı ve hukukun evrensel ilkelerine bağlı, temel hak ve hürriyetleri koruyan, adaletli bir hukuk düzeni kurmak ve sürdürmek hususunda kendini yükümlü sayan, “Hukuk Devleti” anlayışına geçiş yapılması gereklidir. Bu talep ütopik, bir düş ürünü veya kurgusal bir talep de olmayıp tamamen akılcı ve gerçekçidir. Çünkü adalet, özgürlük ve hukuk güvencesinin olmadığı, ülkelerde, yenilikçilik, yaratıcılık, bilimsel gelişme, dünyadaki yeniliklere uyum, üretim, kalkınma ve refahın da olamayacağı insanlığın tarihsel tecrübesi ile sabittir.

OHAL ve onun mirası uygulamalar ülkedeki sosyal sermayeyi, üretimi, ticareti, ekonomiyi çökertmeye başlamış ve ülke kaynaklarını da yok etmeye devam etmektedir. Artık dünyada ilk 300’e girebilen bir üniversitemizin bile kalmadığı gibi, dünya ile uyumlu ve rekabet edebilecek bir ekonomimizin de kalmayacağı bir noktaya doğru hızla yaklaşılmaktadır. Bu türden kötü gidişatı durdurulabilmek için atılacak ilk adım, “Hukuk Devleti”nin acilen inşasıdır. Bu bir sosyolojik gerçekliktir ki hukukun olmadığı ülkeler asla barış, huzur ve refaha da kavuşamazlar. Aksini düşünmek dünyanın sosyal ve siyasal tarih birikimini bilmemek veya görmezden gelmek anlamına gelir.

 

OHAL Raporun Tamamı için Tıklayınız. 

 

 

2. Yılında OHAL’in Toplumsal Maliyetleri Araştırma Raporu” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir