Bilimsel Olmak Ne Demek?

Omega-3 yazım ile ilişkili gelen elektronik postalara teşekkür ederim. Omega-3’e haksızlık ettiğim eleştirilerine ileride bir yanıt yazacağım. Şu anda sadece iki hafta önce yayımlanan yazının sadece omega- 3 ile kanser ilişkisini konu aldığını ve kalp ve dolaşım sistemi üzerine etkilerinden hiç bahsetmediğini hatırlatmak isterim. Bu tür yazılar yine gidiyor bilimsel ve bilimsel olmayan tartışmasına ulaşıyor.

Okurlarımdan biri soruyor, peki bilimsel olan nedir?

Bu soruyu yıllar önce Cumhuriyet Bilim ve Teknoloji Dergisi’nde yayımlanan bir yazımdan alıntılarla yanıtlamak istiyorum.

Ortalıkta satılan veya tüketilen destek ürünleri ile ilişkili olarak sıkça duyduğunuz söz şudur. “Ama bu ürünlerin tümü doğal”.

Bu sözle anlatılmak istenen malumdur. “Siz hekimler, hastalarınıza doğal olmayan, laboratuvarlarda üretilmiş, sentetik ilaçlar öneriyorsunuz. Bizi doğallığımızdan uzaklaştırıyorsunuz. Oysa her derdin devası doğada var. Üstelik onların yan etkileri yok, doğal olan zararsızdır.”

Bu çıkarım doğru değil tabi, tütün de doğal, esrarın ana maddesi kenevir bitkisi de doğal mesela.

Gelelim örneğime…

Şifalı bitki tacirleri, yıllardır brokolinin sağlığımız için çok gerekli bir besin kaynağı olduğunu yazıp durdu. Pazarlarda brokolinin fiyatı arttı. Herkes brokoliye koşuşturdu.

İnternette anahtar sözcük olarak “brokoli” yazıp karşınıza çıkanlara bakın. Brokolinin meme, prostat, gırtlak ve yemek borusu kanserlerine karşı koruyucu, mide ülserini önleyici etkisi olduğunu, antioksidan ve idrar yolları yangısını tedavi ettiğini görecek, brokoli ile yapılmış çorba, börek, salata, makarna, köfte, pizza tarifleri bulacaksınız.

Yani bunlara inanacak olursanız, gidin pazara, kilolarca brokoli alarak hayatınızı garantiye alın, her gün brokolili makarna, salata, köfte yiyin, gerisini boş verin.

Bu brokolinin bilimsel olmayan, filmsel olan tarafıdır.

Peki, bilimsel olan tarafında ne var?

ABD’de John Hopkins Tıp Fakültesi’nde brokolide bulunan “sülforafon” isimli bir molekül izole edildi. İnternette sağlık alanında bilim dünyasının en önemli başvuru kaynağı olan “US National Library of Medicine National Institutes of Health”in web sayfasına girerseniz, “sulforaphane” anahtar sözcüğü ile 1000’e yakın bilimsel makale bulursunuz.

Bu etken madde üzerinde yapılan hayvan ve laboratuvar çalışmaları, sülforafonun tümör hücre döngüsünü durdurabildiğini veya sınırlayabildiğini, tümörün beslenmesi için gerekli olan yeni damar oluşumlarını azaltabildiğini, HDAC olarak bilinen ve tümör gelişiminde rolü olan enzimatik aktiviteyi önleyebildiğini, antioksidan özellik taşıdığını gösterdi.

Bu etkileri yanında sülforafonun anti-inflamatuar etkinliği olduğu, dolaşım sisteminde oksidatif stresi azaltarak dolaşım sistemini koruduğu, kan basıncının düzenlenmesine olumlu katkı yaptığı da bildirildi.

Şöyle düşünebilirsiniz, sebebi ne olursa olsun, haklılarmış, brokoli gerçekten de çok yararlı bir besinmiş.

Ama işin bilimsel yanı öyle değil işte…

Yapılan bilimsel çalışmalar, net bir biçimde gösterdi ki, yeryüzünde bilinen 22 çeşit brokoli türünden sadece bir tanesi yeterince ve yüksek oranda sülforafon içeriyor. Dahası, bu brokoli türünde bile sülforafon içeriği her zaman yüksek değil. Çalışmalara göre bu türde sadece 3-4 günlük brokoli filizlerinde sülforafon yeterince yoğun biçimde bulunabiliyor ve çalışmalarda kullanılan sülforafon böyle elde ediliyor.

Şifalı bitki tacirlerinin anlayacağı biçimde tercüme edelim. “Söylediklerinizin doğru olabilmesi için 22 tür brokoli içinde sülforafon içeriği en yüksek olandan ve onun da henüz 3-4 günlük iken toplananlarından brokoli böreği tarifi vermeniz gerekir.”

İşte bilimsel olan ile olmayan farkı budur sevgili okurum…

Mustafa Çetiner / dr.m.cetiner@gmail.com

Kaynak: Herkese Bilim Teknoloji

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir